İş Kazası Davasında Zamanaşımı Süreleri Ne Zaman Başlar

Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır.

Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir.

Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir.

İş kazasına uğrayan bakımından değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olduğuna ilişkin tıbbi rapor mevcut bulunmadığına göre olayla birlikte zararın öğrenildiği kabul edilmektedir.(1)

Bilindiği üzere, bazı hallerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir.

Böyle durumlarda, zarar görenin, uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.

Bu bağlamda herhangi bir eylemden doğan zararın tümü bir birlik teşkil eder, birbiriyle ilgisi olmayan bağımsız zararların bir toplamı olarak görünmez dolayısıyla, zararın kapsamı ve tutarının belli olmaması zamanaşımının başlamasına engel oluşturmaz.

Başka bir ifadeyle, zararın öğrenilmesi onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamındadır, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterlidir.

Buna karşılık, ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, kısaca zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, artık, “gelişen durum” ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hallerde, zararın kapsamını belirleyecek husus gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olamayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır.

Önemle belirtilmelidir ki, burada sözü edilen “gelişen durum” kavramı uygulamada çoğu kez yanlış anlaşıldığı şekilde, doğan zararın kapsamının zarar görence tam olarak öğrenilmesinin herhangi bir nedenle geciktiği (Örneğin, buna ilişkin bilirkişi raporunun geç alındığı) durumlara ilişkin olan, böylesi bir durumu ifade eden bir kavram değildir. Başka bir anlatımla, gelişen durum kavramı salt zarar doğuran işlem ya da eylemin sonuçlarının gelişmesini ve bu nedenle zarar görenin bu konularda bilgi sahibi olabilmesinin zorunlu olarak bu gelişmenin tamamlanacağı ana kadar gecikmesini ifade eder.

Gelişen bir durumun ya da müstakbel (gerçekleşecek-gelecek) bir zararın söz konusu olmadığı tüm dosya içeriğinden ve özellikle zarar görenin maluliyetine ilişkin rapor ve belgelerden açıkça anlaşıldığı durumlarda zamanaşımının iş kazasının gerçekleştiği tarihten itibaren hesaplanması gerekir. (2)

Yargıtay, örnek olarak, el parmaklarının ampute olmasına yol açar iş kazasında zamanaşımı süresinin kaza tarihinden başlayacağına karar vermiştir:

“Davacının, 27.1.1998 tarihinde oluşan iş kazasında sol el 1, 2, 3 ve 4. parmaklarının kesilerek iş göremezliğe uğradığı bu kaza sonrasında Kurumca belirlenen ve davacının da kabul ettiği %24.2 iş göremezlik oranına göre alınan hesap raporunu davacının kabul ettiği açıktır. Bu somut olgu bir yana davacının uğradığı iş göremezlikte, zamanaşımının başlangıcı olay tarihi olup maluliyet raporunun sonradan alınması sonucu değiştirmez. Davacının iş göremezliğin 27.1.1998 tarihli kaza ile oluştuğu ve kaza sonrası oluşan iş göremezlikte zamanla gelişen bir maluliyet artışının olmayacağı açıktır. Kurumca belirlenen %24.2 maluliyet oranı kontrol kaydı verilmeden belirlenmiş olup, oluşan iş göremezliğin niteliği de zamanla artış gösteren bir rahatsızlık niteliğinde değildir. İş göremezlik kaza tarihi itibariyle oluşmuş ve kesinleşmiş olmakla, davacının B.K.nun 125. maddesinde belirtilen 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmuş olmakla ıslah ile arttırılan maddi tazminat talebi yönünden istemin reddi gerekmektedir.” (3)

(1) YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2015/17022 Karar Numarası: 016/2087 Karar Tarihi: 16.02.2016

(2) YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas Numarası: 2014/2372 Karar Numarası: 2017/379 Karar Tarihi: 01.03.2017

(3) YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2010/13828 Karar Numarası: 2011/2475 Karar Tarihi: 21.03.2011